Kahire Mısır Müzesi

Rotamızı dünyanın en önemli müzelerinden biri olan Kahire müzesine çeviriyoruz. Kahire Müzesi'ne yaklaştığımızı dört bir yandan hareket etmeye çalışan turist otobüslerinden, olağanüstü güvenlik önlemlerinden ve insan kalabalığından anlıyoruz. Görkemli müze binasının bahçesi de aslında yine bir müzeden farksız. Bize rehberlik eden arkadaşımız içeriye fotoğraf makinesi sokulmasının yasak olduğunu, makinelerimizi emanet bırakmamız gerektiğini söylüyor. Herkes bırakıyor ama ben küçük makinemi pantolonumun cebine sokuyorum; belki içerde bir iki kare de olsa fotoğraf çekme imkanı olur diye düşünüyorum. Yine ücretini ödeyip bilet alıyoruz ve ikinci güvenlik kapısının önünde sıraya giriyoruz.
... Ve evet şimdi bu görkemli yapının içindeyiz. Dört bir yanımız kelimenin tam anlamıyla inanılmaz eserler ve hazinelerle dolu. Piramitlerden çıkarılan mumyalar, altın masklar, kabanlartmalar... Bu muhteşem eserleri görme fırsatı yakaladığımız için kendimizi farklı hissediyoruz. Kahire Müzesi, Mısır'ın antik dünyasının kalbi neredeyse. Ramses, Tutankhamun, Nefertiti hakkında bilgiler alıyoruz arka arkaya. Doğrusunu söylemek gerekirse Kahire Müzesi'nin çağdaş müzecilikle anlayışından çok ama çok uzak olduğu bir gerçek. Ne var ki içinde bulunan eserleri izlerken bunu çok da fazla düşünmüyorsunuz. Yüzlerce insan adeta sırt sıra geziyor müzeyi. İçerdeki atmosfer gerçekten sanki büyülü. Yüz yıllar önce de yaşamış olsalar gerçek insanların dünyası. Giysileriyle, kap kacaklarıyla, silahlarıyla, hatta ve hatta hayvan bağırsağından yapılmış prezervatifleriyle kanlı canlı insanlar. Hele altın ve ve değerli taşların sergilendiği özel bir bölüm varki insanın canı ayrılmak istemiyor. Ama vakit geçiyor ve yavaş yavaş olsa müzeden ayrılıyoruz.
Kahire Müzesi'nden çıkıp hemen sağa dönüyoruz birkaç yüz metre bile gitmeden başka bir büyülü dünyaının yanıbaşında buluyoruz kendimizi; üzerine destanlar yazılan Nil Nehri'nin...
Gün batmak üzere ve artık bir hayli acıktık. Nil'in havası iştağımız açmış olmalı. Hemen nehrin kenarında lüks bir balık restoranında alıyoruz soluğu. Önce birer Barbun... Ardından Levrek söylüyoruz. Pişirme tekniği içinde baharatları da unutmamak gerek. Ayrıca nefis karidesler, mavi yengeçler ve istiridyeler adeta yeme de yanında yat. Mısırlıların mezelerini pek beğendiğimizi söyleyemeyeceğim. Ayrıca küçük bir de bilgi vereyim bu yediklerimiz için sadece 400 dolar ödedik ki, yemeği yediğimiz yer düşünüldüğünde hiç de fazla bir rakam değil.
Yemek sonrası artık gezimizimizin sonuna yaklaşıyoruz. Son olarak gideceğimiz yer El Halil çarşısı. Akşam oldu. Yollarda adeta kıyamet kopuyor. Ne trafik ışığı, ne polis trafik kendi düzeninde yolunu buluyor. Binlerce araç ciddi kazalar olmadan nasıl hareket ediyor bu kentte anlamak mümkün değil. El Halil'de alışveriş öncesi tarihi El Ezher Camii'ni geziyoruz. Çarşıda her şey pazarlığa tabi. Mısır'a özgü hediyelik eşyaların yer aldığı çarşı inanılmaz şekilde canlı. Alışverişte ödediklerimiz esnafın istediğinin üçte birinden fazla değil. Gece yarısına doğru yatağa güç atıyoruz kendimizi. Rüyada elbette bütün gün anlatılan tarihi bilgilerden olsa gerek sanki Eski Mısır'a bir yolculuk yapıyoruz. Sabah Mısır'da bizi konuk eden arkadaşlarımızla vedalaştıktan sonra İstanbul uçağı pist başından havalanıyor. O anda uçağı sol pencerinden piramitlere son kez el sallarken, en kısa sürede yeniden Kahire'ye gelmenin hesaplarını yapmaya başlıyoruz.

Arap müziği eşliğinde Nil
Nil Gezisi için tekne arayan arkadaşlarıma katılıyorum. Nil Nehri'de gezinti yapmanın çeşitli alternatifleri var. Bazıları lüks nehir gemileri ile günlerce bile sürebiliyor. Ne yazik ki bizim süremiz saatlerle sınırlı. Rengarenk gezi tekneleri kıyıya bağlanmış müşterileri bekliyor. Bazıları bizim dolmuş tabir ettiğimiz cinsten. Belli bir ücret ödeyip tanımadığınız bir grup insanla belirli bir saat gezmeniz mümkün. Ya da sevgiliniz veya eşinizle birlikte çok küçük bir tekne kiralayıp bu büyülü su yolunda romantik anlar yaşamanız da hiç zor değil. Ya da bizim gibi arkadaşlarınızla 8-10 kişilik tekneler kiralayabilirsiniz. Nehrin suyu bulanık. Çok da soğuk sayılmaz. Kaptanın CD çalara koyduğu oynak arap müziği eşliğinde gezimiz devam ediyor, küçüklü büyüklü birçok tekne gibi. Merhum Devlet Başkanı Enver Sedat'ın yalısının önünden geçiyor. Zaman su gibi akıp gidiyor.

Yeni yorum gönder

  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <img> <b> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.