Topkapı Müzesi

SİBERNETİK TÂRİHİ

Sibernetik; makine ve canlılarda, kontrol ve haberleşmenin şartlarını ve kânunlarını tespit eden bir ilim dalıdır.
İlk sibernetik âlimi, Cizreli Ebü'l-İzz el-Cezerî'dir. Bu âlim sekiz asır önce Türk saraylarının makineleşmesini sağlamıştır. Diyarbakır'da hüküm süren Artukoğulları Türklerindendi. Ebü'l-İzz otomatik makineler hakkında kitap yazmıştır. Kitabın ismi Kitâbü'l-Câmi-i Beyne'l-İlm-i ve'l-Amel en-Nafî-i fî Sınâati'l-hıyel'dir.

TÂRİH VE KÜLTÜRÜMÜZE YABANCI GÖZÜYLE BAKMAK

Kültür Bakanlığı'nın yardımları ve Topkapı Sarayı Müzesi elemanlarının mârifetiyle, Akbank tarafından geçen sene, "Topkapı Sarayı" isimli bir kitap neşredildi. Kitabın Önsöz'ünde, kültür târihimiz açısından mühim sayılabilecek yanlış bir hükümde bulunulmuş. Deniliyor ki: "... Köle-kul sistemi Osmanlı devlet yönetiminin temelini teşkil ediyordu." Evet, günümüzde sıkça rastlanan bir hata... Muallakta bırakılmış bu hükmün mesnedi de herhalde, klasik Kapıkulu tâbirinin zihinlerde önce "pâdişâh'ın kulları" vecîzesi(!)ne inkılâb edip sonra da "pâdişah köleleri" gibi anlaşılması olmalıdır.

TÂRİHÇİ İBRAHİM HAKKI KONYALI'DAN BİR HÂTIRA

Dolmabahçe Sarayı'nda toplanan Dil ve Târih Kongresi bitmiş, bu münasebetle açılan sergi gezilmişti. İtalyan müsteşriklerden Prof. Rossi yanıma geldi ve:

"Sizin Akdeniz hakkında yazdığınız yazıların hepsi İtalyanca'ya çevrilmiştir. Topkapı kütüphânelerini çok iyi tanırsınız, birkaç kitap inceleyeceğiz. Vaktimiz çok dar, bize yardım eder misiniz?" dedi.

TARİHE SAYGI

Farklı yorumlar yapılmasına rağmen, tarih İlimdir; zira, belli araştırma metodu ve disiplini vardır Ordusuna "Asâkir-i İslâm", ülkesine "Memâlik-ı İs lâm" diyerek Osmanlı milli kimliğini İslâm'la bütünler (irdiğini ortaya koyuyordu. Samimiyet derecesini de, eserlerinde ve icraatında görüyoruz. "îlâ-yı kelimetulluh" uğruna fetihler yapmış, en aziz evlatlarını savaş alanlarında bırakmıştır. Ancak bu açık hakikate rağmen, bir zamanlar Osmanlı'yı yanlış acılardan yorumlamak moda idi. Onlar Osmanlı'yı kafa yapılarına uygun şekilde anlatırken, bazı saflar da ağzı açık dinliyordu..

TOPKAPI SARAYI'NDA HAZÎNE ODASI

Fâtih Sultan Mehmed Hân (k.s.) hazretleri, Topkapı Sarayı'nı yaptırdığında burası şimdiki gibi büyük binâlardan müteşekkil değildi. Ama Hz. Fâtih buradaki bir odayı, hazîne odası adıyla müze yaptırmayı ihmâl etmemişti. Burada hem ata yâdigârı silahlar, hem de kıymetli mücevherât muhâfaza edilirmiş.

Dünyada henüz modern müzecilik anlayışı gelişmeden kurulan bu Osmanlı müzesinin, Yavuz Sultan Selim Hân'dan sonraki en kıymetli eserleri hiç şüphesiz Mukaddes Emânetler olmuştur.

BALKANLAR'DA OSMANLI VE SONRASI

Maxim Rodinson gibi ünlü bir oryantaliste asistanlık eden ve Fransa'da Devlet İlim Araştırma Merkezi'nde görev yapmakta olan Yugoslav asıllı Prof. Alexandre Popoviç, «Osmanlılar'ın Balkan milletlerine gösterdiği hoşgörüyü, günümüz Balkan devletleri Müslümanlar'a göstermiyor» diyor.

«Balkanlar'da İslâm», «İslâm'da Tarikatlar» gibi eserlere imzasını atmış olan Prof. Popoviç, bir Fransız muhabirinin Balkan ülkelerindeki Müslümanlar'ın durumuyla ilgili olarak sorduğu sorulara cevap verirken şöyle konuştu :

AYASOFYA'DA İLK CUMA

Fetih salı günüdür. Cuma'ya kadar mimarlar hummalı bir çalışma ile Ayasofya'yı, bu fethiyye camiini, namaz kılınabilir hale getirmişlerdir. Surlar üzerinde okunan fetih ezanından sonra Ayasofya'da da Ezan-ı Muhammedî ve cum'a hutbesi okunacaktır...
Bu ruha inşirah veren hadiseyi Ahmet Muhtar Paşa'nın kaleminden okuyalım :

İSTANBUL FETHİ'Nİ GÖREN ÜSKÜDAR

Üsküdar, bir ulu rü'yâyı görenler şehri!

Seni gıptayla hatırlar vatanın her şehri, Hepsi der: "Hangi şehir görmüş onun gördüğünü?

Bizim İstanbul'u fethettiğimiz mutlu günü"
Elli üç gün ne mehâbetli temâşa idi o!
Sanki halkın uyanık gördüğü rü'yâ idi o!
Şimdi beşyüz sene geçmiş o büyük hâtıradan;
Elli üç günde o hengâme görülmüş buradan;
Canlanır levhası hâlâ beşer ettikçe hayâl;
O zaman ortada, her sâniye, gerçek bir hâl.
Gürlemiş Topkapı'dan bir yeni şiddetle daha
Şanlı nâmıyle "Büyük Top" denilen ejderha.
Sarfedilmiş nice kol kuvveti gündüz ve gece,

İSTANBUL'UN FETHİ

İstanbul'un fetih gününün arefesinde Türkmen atına binen genç Fâtih hücum hattını boydan boya teftiş ederken, tepeden tırnağa beyazlar giydiği için "Ak Şemseddîn" denilen ak sakallı veliyyullâh da saf saf dolaşarak Hakk'ın askerlerine şahâdet lezzetini telkîn etmiştir.

İSTANBUL'UN TESBİH VE TEKBİRLERLE FETHİ

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz, Deylemî (rh.)' nin rivâyet ettiği bir hadîs-i şeriflerinde buyurmuşlardır ki: "Cenâb-ı Hakk mü'min kullarına, Roma'nın merkezi olan İstanbul'un tesbih ve tekbir ile fethini nasip etmedikçe kıyâmet kopmayacaktır." (Râmûzü'l-Ehâdîs) Yani bu büyük fetih, er geç mutlaka Müslümanlara nasip olacaktır buyurarak, apaçık bir mûcizeyi ortaya koymuştur.

İçeriği paylaş