Topkapı Müzesi

PÎRÎ REÎS'İN HARİTASI

Tarih kitaplarında, Amerika kıtasının 1492 yılında, Kristof Kolomb tarafından keşfedildiği yazılıdır. Halbuki bu kıtayı Osmanlılar önceden biliyorlardı. Bu hakîkat, büyük Türk denizcisi Pîrî Reis'in "Kitâb-ı Bahriye" isimli eserinde kaydedilmiş ve hicrî 872 (Milâdî 1465) yılında bulunduğu bildirilmiştir.

SANCAK-I ŞERİF

Peygamberimiz zamanında kullanılan mukaddes sancak. Topkapı Müzesi'nde Mukaddes Emanetler arasında muhafaza edilmektedir. Siyah softan yapılmıştır. İstanbul'a gelişi hakkında çeşitli rivayetler vardır. «Ukab» adı verilen bu sancak Mısır Kölemen bey-lerinden. Hayır Bey tarafından. Sultan Selim Han'a gönderilmiştir. Diğer rivayete göre ise Sultan Selim Han, Mısır'dan dönüşünde, beraberinde getirmiştir.

SARAYDA HIRKA-İ ŞERİF ZİYARETİ

Topkapı Sarayı'ndaki Hırka-i Saadet, senede bir defa, Ramazan'ın onbeşinci günü, Padişah ve devlet büyükleri tarafından merasimle ziyaret edilirdi. Bu âdet, Yavuz Sultan Selim'den son Padişah Sultan Vahidüddin'e kadar devam etmişti.

Ramazan'ın onbeşinci gecesi, Padişah, Hırka-i Saadet odasına gelirdi. Tülbend Ağası, altmış kadar yeni süngerle gümüş taslar içinde gülsuyu getirirdi. Padişah, gülsuyuna batırılan bir kaç süngerle Hırka-i Saadet sandukasının bulunduğu gümüş şebekeyi bizzat siler, temizlerdi. Diğer vazifeliler de odanın her tarafını siler, temizlerlerdi.

SULTAN AHMED ÇEŞMESİ

Topkapı Sarayı'nın, ilk kapısı Bâb-ı Hümâyun'un önündeki küçük meydandaki muhteşem çeşme. İslâm Diniinin temizliği emretmesi, su ihtiyacı olanlara bunun temin edilmesinin sevab olması, bilhassa Sultanlar tarafından çeşme, sebil ve hamamların yapılmasına sebeb olmuştur.

SULTAN AHMED ÇEŞMESİ

Topkapı Sarayı'nın, ilk kapısı Bâb-ı Hümâyun'un önündeki küçük meydandaki muhteşem çeşme. İslâm Diniinin temizliği emretmesi, su ihtiyacı olanlara bunun temin edilmesinin sevab olması, bilhassa Sultanlar tarafından çeşme, sebil ve hamamların yapılmasına sebeb olmuştur.

SULTAN İKİNCİ ABDÜLHAMÎD HÂN'IN CENÂZE MERÂSİMİ

Sultan Abdülhamid Hân'ın irtihal ettiği havadisi ilk def'a gazetelerden öğrenildi. Cenãzesi Topkapı Sarayı'na getirilmek üzere Beylerbeyi Sarayı'ndan alındı. Cenãzenin önünde Beylerbeyi Sarayının muhafızı, yanlarında iki sıra asker, etrafında Enderûn-i Hümãyun ağaları, saray erkânı, arkada Şehzade Selim Efendi, damat paşalar, mahzûn ve müteessir ilerliyorlardı. Hademeden biri elinde bir fes taşıyordu. Fesin üzerinde beyaz bir mendil örtülmüştü. Bu, Sultan Abdülhamid-i Sânî'nin fesi idi. Cenâze, Hırka-i Saâdet'in yeşil ve yaldızlı kapısından el üzerinde içeri girdi.

ENDÜLÜS BENÎ AHMER DEVLETİ

Endülüs Emevî Devleti yıkıldıktan sonra, Endülüs'te M.1233 târihinde başkenti Gırnata olan Endülüs Benî Ahmer Devleti kuruldu. Bu devlet de Endülüs Emevîleri gibi ilim ve fen alanında çok ileri gitmiş, en yüksek ilim merkezi olmuştur. Bu devletin en mühim şehirlerinden biri olan Gırnata'nın El-Hamrâ sarayında devrin en büyük kütüphânesi kurulmuştur.

SULTANAHMED CAMİİ

Sultan l. Ahmed, Sultanahmed Camii'ni yaptırmak için At Meydanı'ndaki (Sultanahmet Meydanı) Ayşe Sultan'ın (Rüstem Paşa'nın kızı) mülkü olan yeri münâsip görüp 30.000 altın vererek burayı, Sokullu Sarayı'nı, At Meydanı'ndaki eski Aslanhâne ile mîrîambarı ve bazı dükkânları satın alıp; yanındaki Mehmed Paşa Sarayı ile çevredeki konaklardan bir kısmını da istimlâk ettirdi.
Buraya câmi yapılması Aziz Mahmud Hüdâî Hazretlerinin arzusu idi. Bu arzusunu zamanın pâdişahı, lll. Murad'a bildirmişti. Câmiyi yaptırmak l. Ahmed'e nasib olmuştur.

SURRE ALAYLARI

Surre "para kesesi" demektir. Hac münâsebetiyle Mekke ve Medine'ye yollanan hediyeleri ifade için kullanılan bir tâbirdir. Haremeyn'e ilk kez Abbâsî halifelerinden el-Muktedir Billah zamanında gönderilmiştir. Fâtimîler ve Memlûklar da bu âdete uymuşlardır.

SURRE: HARAMEYN'E HÜRMETİN İFADESİ

"Sürre", en çok kullanılan manâsıyla "içi para dolu kese" yani "para kesesi" demektir.

Osmanlı döneminde zenginler, şehrin fakir fukarası ile âlimlerini ve leylî medrese talebelerini iftara dâvet eder, iftardan sonra da onlara altın dolu küçük kesecikler verirlermiş. Buna halk, "diş kirası", mollalar da "sürre" derlermiş.

İçeriği paylaş