Topkapı Müzesi

ÂL-İ OSMAN, BAĞDAD VE RODOS...

Evliyâ Çelebi merhûmun Seyahatnâmesi'nden:

CEMİYETİN YARALARINA MERHEM OLAN VAKIFLAR

İstanbul'da yardıma muhtaç insanlar (yaşlılar, talebeler, fakirler, yolcular, garipler v.s.) ile yardımları onlara ulaştıran müesseseler (câmiler, tekkeler, aşevleri, sebiller v.s.) ta fetihten itibaren vakıflar tarafından finanse edilegelmiştir.

İstanbul vakıfları tahrir defterine göre şehirde bulunan vakıfların (dükkân kiraları, han-hamam ve benzeri işletmeleri, arâzî icarları v.s.) dökümleri şöyledir:

(İlk verilen rakamlar 1546; ikinciler 1596 yılındaki adetleri gösterir.)

- Ayasofya Vakfı 191, 345;
- Mahmud Paşa Vakfı 152, 335;
- Ali Paşa Vakfı 44, 76;

ENDERUN

Osmanlı pâdişâhlarının İstanbul'da daimî ikâmetgahları ve aynı zamanda idare merkezi olan Topkapı Sarayı'nda, Babüssaade ile Hasbahçe kapısı (Sarayın Gülhane parkına açılan büyük kapısı) arasında kalan ve Üçüncü Avlu, Dördüncü Avlu ve Beşinci Avlu isimleri ile anılan avlular ile bu avlularda bulunan binaların tamamı idi.

FÂTİHİN İSTANBUL'A GİRİŞİ

Fâtih Sultan Mehmed, fetih günü öğle vaktine doğru, ulemâ ve devlet erkânıyla berâber çavuş ve solakların da katıldığı muhteşem bir alayla atlı olarak Topkapı'dan şehre girdi ve doğruca Ayasofya'ya gitti. Ayasofya'ya girdiğinde korkularından yerlere uzanarak ağlayanlara susmalarını işâret ederek patriğe hitâben şöyle dedi:
"Ayağa kalk! Ben Sultan Mehmed, sana ve arkadaşlarına ve bütün halka söylüyorum ki, bugünden îtibâren artık ne hayâtınız ne de hürriyetiniz hususunda benim gazabımdan korkmayınız."

FETİHTEN SONRAKİ İSTANBUL

Çocuk yaşlarından başlayarak, fevkalâde bir tâlim ve terbiye sistemi ile her sahada iyi yetişmiş olan Fâtih Sultan Mehmed Han, "şehircilik" mevzuunda da derin bir bilgi ve kültür birikimine sahipti. Fethettiği İstanbul şehrinin îman için ilk ve âcil tedbirler olarak şunları yaptı:

1. Şehirde boş olan yerlere Anadolu'dan ve Rumeli'den gelen insanlar yerleştirildi.
2. ilim, bilgi, sanat ve tecrübe sâhibi olanlar, şehre getirtildi.
3. Ayasofya Külliyesi (Medresesi) kuruldu.
4. Zeyrek Külliyesi (Medresesi) kuruldu.

HAREMEYN'İN HİZMETİ KENDİSİNE VERİLDİ, KALKIP GELSİN

Yavuz Sultan Selîm Han Hazretleri çoğu geceleri sabah namazına kadar kitap okumakla geçirir, Hasan Can da pâdişâhın hizmetini görürdü. Zaman zaman da ona okutup, kendileri dinlerlerdi. Bir gece Hasan Can uyuyakalır ve pâdişâhın hizmetinde bulunamaz. Pâdişâha o gece rüyâsında, Hasan isminde bir şahıs vâsıtasıyla kendisine bir hizmetin görülmesinin tebliğ olunacağı haber verilir.

HAT SANATININ BÜYÜK ÜSTÂDI AHMED KARAHİSÂRÎ

Ahmed Karahisârî, Türk hat tarihinde üstadlar arasında sayılan meşhur hattattır. Osmanlı Devleti'nin en parlak devrinde (Sultan İkinci Bâyezid, Yavuz Sultan Selim ve Kânûnî Sultan Süleyman devri) yaşamış ve doksan yaşında 1555 târihinde vefât etmiştir. Bu devir Türklerin İslâm harflerini kendi üslûp ve karakterlerine göre yazmaya çalıştıkları devirdir. Bir tarafta Sultan Bâyezid'in şehzâdeliği devrinde Amasya'da tanıdığı ve pâdişâh olduğu zaman bütün âilesiyle İstanbul'a getirttiği Şeyh Hamdullah, diğer tarafta Karahisârî Ahmed.

HIRKA-İ SAADET

Hırfka-i Saadet; Peygamberimiz Aleyhisselâm'ın hırkasıdır. Bu mukaddes emanet, iki adet olduğu için, İstanbul'da iki yere adını vermiştir. Birisi Topkapı Sarayı Hırka-i Saadet Dairesinde, diğeri Hırka-i Şerif Camii'ndedir. Birincisi Hazreti Ka'b übnü Züheyr'e, ikincisi de Hazreti Veysel Karanî'ye bağışlanan hırkalardır.

HIRKA-İ ŞERÎFE

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) vefâtlarına yakın hırka-i şerîfelerini Veysel Karanî'ye vermelerini Hz. Ömer ile Hz. Ali'ye vasîyet ettiler. Veysel Karanî Hazretleri, evlenmediği ve evlâdı da olmadığı için hırka-i şerîfe kardeşi Şihâbeddîn el-Üveysîye intikâl etmiştir. Üveys âilesi, Irak ve Güneydoğu Anadolu da ikâmet ettikden sonra Kuşadası'na yerleşmiş ve uzun müddet ziraatla meşgul olup âşiret halinde yaşamıştır.

HİLÂFET VE MUKADDES EMÂNETLER

Mısır, Yavuz Sultan Selim Hân tarafından fethedildiği tarihte Hicaz, Katâde sülâlesi tarafından idare edilmekteydi. Osmanlılar Hicaz idarecilerine "Mekke Şerifi"derlerdi. Devrin Mekke Şerifi Berekât, Mısır Sultanlığı'na bağlı bulunuyordu. Mısır'ın S. Selim Hân tarafından fethedilmesi üzerine, oğlunu Yauz Selim Hân'a gönderdi. Berekât'ın oğlu beraberinde Mekke ve Medîne'nin anahtarlarıyla "Mukaddes Emânetleri" de getirdi. Yauvz Selim Hân, Mekke Şerifi'nin oğlunu merâsimle karşılamış, hürmet göstermiş ve babasını eski vazifesinde bıraktığını bildirmişti.

İçeriği paylaş